İlkokul (1945-1950)
Sevinmişti çünkü biricik oğlu, ciğerparesi büyümüş okullara gitmişti de şimdi başarılı olduğundan dolayı öğretmenleri onu annesinden istiyorlardı. Bir taraftan da üzülmüştü çünkü onu tahsil için şehre göndermesi imkansızdı. Köy yerinde bizzat tarlada bahçede çalışmaz, kendi yiyeceğinizi üretmezseniz aç kalırdınız. Hayatlarını devam ettirmek için kendisinden ve oğlundan başka çalışacak kimse de yoktu.
1945’te Hamidiye’ye imece usülü ile okul yapılmıştı. Seyyid Mehmed Fazlı 13 yaşındaydı. Hemen okula yazıldı. O sırada çoktan Kur’anı öğrenmiş ve hatmetmişti. Babasını kaybedeli daha iki yıl olmuştu. Bu süre içinde aldığı sorumluluklar onu kısa sürede olgunlaştırılmıştı. Bu nedenle okulda bu özelliği ile dikkat çekmiş ve öğrenci temsilcisi olarak seçilmişti. Çok kısa bir sürede okumayı yazmayı öğrenmişti. Dersleri çok iyiydi.
Özellikle matematik ve Türkçe derslerindeki doğal yeteneği ve kavrama kabiliyeti hemen öğretmenlerinin dikkatini çekmişti. Dersleri okulda takip ederek öğreniyor evde çalışmasına gerek bile kalmıyordu. Bütün derslerden en yüksek notları o alıyor, öğretmenlerin takdirini kazanıyordu. Kısa bir süre içinde sınıf arkadaşlarını çalıştırmaya başlamıştı. Öğretmenler onu kendi yardımcıları gibi görüp diğer öğrencileri çalıştırması için onu görevlendiriyorlardı.
Kendisi de çok istiyordu okumayı. Okumanın, tahsil yapmanın birçok kapıyı açacağını biliyor; hem anacığını rahat ettirmek hem de köyüne, insanlarına hizmet etmek istiyordu. Okumadığı takdirde çalışması ancak kendisi ve anacığı için olacaktı. Oysa okusa diğer insanlara ve ülkesine de faydalı olabilecekti.
İlkokulu bu minval üzere pekiyi derece ile bitirmişti. Yıl 1950 idi. Okula geç başladığı için okulu bitirdiğinde 18 yaşına gelmişti. Öğretmenleri ondaki cevheri çoktan keşfetmişlerdi. Onun mutlaka tahsiline devam etmesini istiyorlardı. Hangi okula giderse gitsin başarılı olacağını, okuyup yükseleceğini biliyorlardı. Bu sebeple gelip annesiyle konuşmuşlardı. “Bu çocuğu okut” diyorlardı.
Mine kadın bu teklifi duyduğunda hem sevinmiş hem de üzülmüştü. Sevinmişti çünkü biricik oğlu, ciğerparesi büyümüş okullara gitmişti de şimdi başarılı olduğundan dolayı öğretmenleri onu annesinden istiyorlardı. Kendisi okuma yazma bilmiyordu. Ona derslerinde hiç yardımcı olamamıştı. Zaten onun doğru dürüst evde ders çalıştığı da yoktu. Ama başarılıydı. Bu tabii ki gurur vericiydi. Bir taraftan da üzülmüştü çünkü onu tahsil için şehre göndermesi imkansızdı. Köy yerinde bizzat tarlada bahçede çalışmaz, kendi yiyeceğinizi üretmezseniz aç kalırdınız. Hayatlarını devam ettirmek için kendisinden ve oğlundan başka çalışacak kimse de yoktu. Bu birinci sebepti. İkincisi de onu hangi parayla okutacaktı. Zaten her yıl ellerine çok az bir para geçer onunla da ancak bir yıllık zaruri ihtiyaçlarını temin ederlerdi. Böylece bu teklifi kabul edemeyeceklerine birlikte karar vermişlerdi. Seyyid Mehmed Fazlı hayatını çiftçi olarak sürdürecekti.