İçeriğe geç
Afurca
Ehlibeyt ve Kafkasya

Ehlibeyt İlk olarak Kafkasya’ya Ne Zaman Geldi? (860-865)

“Ey ulu Seyyid! Bu adamlar sizin yüksek kadrinizi bilmediler ve burada tutarak hapsettiler. Bu aşağılık kişilerin istedikleri, Peygamber soyundan gelenleri yok etmekten başka bir şey değildir. Keşke izin verseniz de tertemiz oğlunuz Cafer Mehdi Zeki’yi dayıları Muhammed bin Ammar’a benimle gönderseniz. O zaman hiç olmazsa aileniz de korunmuş olur.” dedim. Bu sözümle Seyyid Ali Hâdi Hazretlerinin iznini alarak Yezid bin Esad, İbrahim bin Âdef, Haşim bin Şu’be ile birlikte Seyyid Cafer Mehdi Hazretleri’ni, Derbent’de bulunan dayıları Muhammed bin Ammar’a götürerek kendilerine teslime muvaffak olduk.”

İşte seyyidlerin Kaf Dağının ardındaki hikâyesi bu istikrarlı hakimiyet döneminde başlıyor.[2] Kafkasya’da müslümanların sayısı günden güne artarken hilafet merkezinden de oraya değişik kademelerde çeşitli görevliler tayin ediliyordu. Böylece bölgede yerli halklardan müslüman olanlarla birlikte merkezden gönderilen Arap müslümanlar da bulunmaktaydı. Bu müslümanlardan hac farizasını eda etmek isteyenler her yıl Mekke’ye ve Medine’ye seyahat ediyorlardı. İşte Ehlibeytten Seyyid Muhammed Cevâd Hazretleri (810-835) Mekke’de, Derbend’ten gelen bir hac kafilesindeki “Şemâme” adlı bir hanım ile evleniyor. Şemâme hanım ile Seyyid Muhammed Cevâd Taki’nin 829 yılında Ali Hâdi adında bir oğulları oluyor.

Derbend, Emevî hükümdarı Hişam b. Abdülmelik tarafından alındıktan sonra hükümdar, kızkardeşinin oğlunu buraya Emir olarak tayin ediyor. Bu zâtın, Muhammed bin Ammar isminde bir oğlu, Hâdise isminde bir de kızı vardır. Hâdise de Derbend’den Medine’ye gelerek, Seyyid Muhammed Cevâd Taki Hazretleri’nin Şemame Hanımdan olan oğlu Ali Hâdi Naki ile evleniyor. Bu evlilikten 849 yılında Mekke’de, Seyyid Cafer Mehdi dünyâya geliyor. Bu suretle Muhammed bin Ammar da Seyyid Cafer Mehdi Hazretleri’nin öz dayısı oluyor.

Rivayete göre Seyyid Ali Hâdi Naki Hazretleri’ne hürmet ederek imâmetini kabul eden ve onu Allahın Peygamberi’nin (SAV) torunu ve vârisi olarak tanıyanların sayısının artması, Medine valisi Abdullah bin Muhammed Haşimî’nin dikkatini çekti. Vali, hilâfet merkezine yaranmak niyetiyle, Abbasî Halifesi Mütevekkil’e (Ca’fer El-Mütevekkil Alellah, hilafeti: 847-861) İmam Hazretlerinin güçlenen durumunun yarattığı tehlikeyi bildirmiş ve hükümdara yazdığı mektupta: “Mekke ve Medine’yi kaybetmek istemiyorsan Ali Hâdi’yi buradan aldırt” demişti.

Valinin yazısı üzerine Halife Mütevekkil, İmam Ali Hâdi Naki’ninevinde araştırma yaparak, neler olduğunu anlamak üzere Yahya bin Herseme’yi kimseye duyurmadan gizlice Medine’ye gönderdi. Yahya, Medine’ye varır varmaz geceleyin adamları ile İmam Hazretlerinin evini bastı. Çoluk çocuk korkup feryad edince Yahya, korkulacak bir şey olmadığını, aldığı emre göre bir arama yapacağını söyleyip ev halkını yatıştırdı ve İmam Hazretlerinin de yardımı ile ev arandı. Kur’ân nüshalarından ve duâ kitaplarından başka bir şey bulunamadı. Yahya olayı bir mektupla hükümdara bildirdi.

İmam Ali Hadi'nin Türbesi

Halife Mütevekkil, İmam Hazretleri’ni, devamlı göz altında bulundurmak amacı ile Irak’a davet etti. Gönderdiği mektupta sülalelerinin birbirine yakınlığından söz ediyor, kendilerine karşı dâima saygı duyduğunu ve gelirlerse pek memnun olacağını bildiriyordu. Bu arada Medine valisini, kötü ve yalan haber vermesi yüzünden azlettiğini, yerine Muhammed bin Fazl’ı tayin ettiğini haber veriyordu. Bağdat’a gelmeleri için istiharede bulunmalarını; karar verirlerse Yahyâ bin Herseme ile yola çıkmalarını rica ediyordu.

İmam Ali Hâdi NakiHazretleri, görünüşte pek saygılı olan bu mektuptaki isteğe uymazlarsa zorla götürüleceklerini anlamışlardı. Yol hazırlıklarını tamamlayıp, aynı yıl, ev halkı ile birlikte Irak’a hareket ettiler.

Olayların bundan sonrasını Yahyâ bin Herseme şöyle aktarıyor:

Herseme diyor ki “Bağdat’a vardığımız zaman, önce vali İshak bin İbrahim’in yanına gittim Bana “Yahyâ, sen Mütevekkil’i tanırsın, buraya getirdiğin imam Hazretleri Peygamberin torunudur. Halife’yi O’nu öldürtmeye kışkırtırsan, bil ki, düşmanın Rasûlullâh (SAV) olacaktır” dedi. Ben de cevaben “Vallahi ondan iyilikten başka bir şey görmedim, böyle bir şey yapmama imkân yok” dedim. Daha sonra Bağdat yakınlarındaki Samerra’ya gittim. Maiyetinde bulunduğum Türk kumandan Vâsıl’ın yanına vardım. O da bana Vâli İbrahim’in dediklerinin hemen hemen aynını söyledi, onu da yatıştırdım. Fakat ikisinin de aynı fikirde oluşları beni şaşırttı.”

İmam Ali Hâdi Hazretleri, Bağdat’ta büyük bir törenle karşılandı. Fakat konaklamaları için kendilerine bir yer hazırlanmamıştı. Seyyid Hazretleri’ni ve ailesini Samerra’da Hân-ı Saâlik (Yoksullar Hanı) denilen bir hana indirdiler. Bu hareket Ali Hâdi Hazretlerine gösterilen ilk saygısızlık ve adetâ ilk ihtardı.

Yahyâ bin Herseme’den sonra olayların devamını bu defa Salih ibni Saad dan dinleyelim, bu zât diyor ki.” Seyyid Ali Hadi Hazretlerini çok sıkıcı ve tehlikeli bir yer olan Hân-ı Saâlik’te gördüğüm zaman:

“Ey ulu Seyyid! Bu adamlar sizin yüksek kadrinizi bilmediler ve burada tutarak hapsettiler. Bu aşağılık kişilerin istedikleri, Peygamber soyundan gelenleri yok etmekten başka bir şey değildir. Keşke izin verseniz de tertemiz oğlunuz Cafer Mehdi Zekiyi dayıları Muhammed bin Ammar’a benimle gönderseniz. O zaman hiç olmazsa aileniz de korunmuş olur.” dedim. Bu sözümle Seyyid Ali Hâdi Hazretlerinin iznini alarak Yezid bin Esad, İbrahim bin Âdef, Haşim bin Şu’be ile birlikte Seyyid Cafer Mehdi Hazretleri’ni, Derbent’de bulunan dayıları Muhammed bin Ammar’a götürerek kendilerine teslime muvaffak olduk.”

Seyyidlerin Dağıstan’a yerleşmeleri bu suretle başlamış oluyordu. Cafer Mehdî Hazretleri 933 yılında, o sırada bulundukları, Senebat şehrinde vefat etmişlerdir ki burası o zaman Horasan’a bağlı olup halen İran’ın doğu hududu içinde kalan Tus şehri civarındadır.

Seyyid Ahmed Hüsameddin Hazretleri “Menâzil-in Nücûm” adlı eserinde: Bu kasabanın doğru isminin “Seyyid Âbâd” olup Abbasî hükümdarları, Peygamber soyundan gelenleri gizli tutmaya şan ve şereflerini yok etmeye fırsat gözlediklerinden kasabanın ismini değiştirerek “Senebat” yapmışlardır, buyuruyor.

İmam Rıza'nın Türbesi

Bugün, Tus şehri, Meşhed’in hemen kuzeyinde tamamen harap olmuş, antik bir şehir haline dönmüştür. Burada ayakta kalan ve hâlâ canlı ihtişamını sürdüren tek eser, Seyyid Ali Rıza Hazretlerinin (760-818) türbeleridir. Bu türbe, halen bütün İran halkının en önemli ziyaretgâhlarından biridir.

Cafer Mehdi Hazretlerinin Senebat’ta vefatlarından sonra seyyidler Horasan, Mısır ve Medine’de hayatlarını sürdürmüşler, ancak Seyyid İsâ Ahrar Hazretleri (1285-1348) tekrar Derbend’e yerleşmiştir. Bundan sonra Dağıstan ile bağlantıları uzun süre kesilmeden devam etmiştir.

İşte seyyidlerin Kafkasya’ya ilk gelişleri Seyyid Ahmed Hüsameddin Hazretleri (1847-1925) tarafından bu şekilde tespit edilmiştir. Seyyid Cafer Mehdi Miladi 849 yılında Mekke’de, dünyâya gelmişti. Derbent’deki dayısı Muhammed bin Ammar’ın yanına gidiş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte ailesi yanında olmadan seyahat edecek bir yaşta olduğunu tahmin etmek yanlış olmayacaktır. Bu durumda seyyidlerin ilk olarak Miladi 850 yılından sonraki bir tarihde muhtemelen 860-865 yılları arasında Kafkasya’ya geldikleri sonucu çıkarılabilir. İşte bu tarihden sonra da yüzyıllar boyunca gördükleri zulümlerden bunalan Ehlibeyt ahfadı, kendi akrabalarının bulunduğu ve yerli insanların da kendilerine çok hürmetkâr davranıp kucak açtığı “Kaf Dağı’nın ardı”na hicret etmişlerdir.


[2]Bu bölüm, önceki dipnotta bahsedilen ‘Seyyid Ahmed Hüsameddin Hazretleri’nin Hayatı ve Eserleri’ adlı eserden özetlenerek alınmıştır.

Devamı:

Bu bölümde