İçeriğe geç
Afurca
Hamidiyeli Seyyidler

Bu Adam Benim Babam

Onun ibret dolu hayat hikayesi aslında bir göç hikayesi. Tarihin derinliklerinde başlayıp halen devam eden bir göç hikayesi…

Onu hep Ağustos sıcağında sebze-meyve yüklü seyyar arabasını iterek bakkal dükkanımıza gelişi ile hatırlıyorum. Başındaki kasketini çıkarır, saçsız kısmında biriken terleri işaret parmağı ile sıyırıp yere dökerdi. Dökülen ter bir avuç kadar yeri ıslatırdı. Ramazan ayının yaz aylarına denk geldiği zamanlarda bile daha kuşluk vaktinde bu manzaraya şahit olurdum. Hafta sonları da dahil evden sabah namazından sonra çıkar, yatsıdan sonra ancak geri dönerdi. Tatil, eğlence, kahvehane, boş zaman gibi şeyler yoktu onun lügatinde. Hep çalışır, hiç şikayet etmez beş çocuklu ailesinin geçimini temiz ve helalinden temin ederdi. Çalışkanlığı ve tevekkülü ile çok şey anlatırdı, anlayana. Babamdan bahsediyorum, bu adam benim babam.

Sarıcıoğlu Mahallesindeki Bakkal Dükkanı 15 Eylül 1975

Onun hal dili benim için nasihata ihtiyaç bırakmadı. Yukarıda sadece bir karesini anlatmaya çalıştığım yaşantı benim için en büyük nasihat oldu. O bir kare resim bana çok şey söylüyor. Kimseye muhtaç olmamak için, helal kazanmak için, menfaat karşısında eğilmemek, haksızlığa karşı dik durmak için çalışmam gerektiğini söylüyor bana… İnsanoğlunun mutlaka çalıştığının karşılığını alacağını, alın terinin ne kadar kutsal olduğunu, onurlu yaşamanın çalışmakla mümkün olacağını söylüyor. Hırs göstermeden hayata nasıl dört elle sarılmam gerektiğini de onun bu hal diliyle yaptığı nasihatlerden anladım. Gayri söze ne gerek var?

Hasılı kelam, dünyaya tenezzül etmeden yaşadı, sıratı müstakîmden hiç ayrılmadı ve bir kış günü “Yeter Mehmet Fazlı kâfi bu kadar” dedi ve sessizce aramızdan ayrıldı, gitti…Allah rahmet eylesin…

Onun ibret dolu hayat hikayesi aslında bir göç hikayesi. Tarihin derinliklerinde başlayıp halen devam eden bir göç hikayesi…