Sıtmapınarı
Muhacirlerin ileri gelenleri şehir merkezine yerleştirilmekten hoşnut değillerdi. Malatya mütedeyyin bir yerdi. Ancak yine de şehir hayatı ailenin ve gelecek nesillerin korunması açısından çok uygun değildi. Nitekim büyüklerden biri çarşı camilerinden birinin umumi helasında bir gencin ayakta bevlettiğini görünce yetkililerden bir köye yerleştirilmelerini istemişlerdi.
Malatya mübarek bir belde. Hz. Ömer zamanında İslam ile şereflenmiş, Battal Gazi gibi kahramanların, Niyazi Mısri gibi Allah dostlarının yetiştiği bir İslam yurdu haline gelmişti. 93 Harbi sonrasında Osmanlı devlet politikası, Balkanlar’dan Kafkaslar’a kadar düşen vatan topraklarından anavatana sığınınanların en uygun şekilde iskan edilmeleri ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanması şeklindeydi. Payitahttan bütün vilayet ve sancaklara bu konuyla ilgili fermanlar gönderilmiş ve gelen muhacirlerin ihtiyaçlarının behemehal karşılanması talimatı verilmişti.
Malatya’ya geliş tarihi 1902. Tahtta Sultan Abdulhamid var. Tahta cülus ettiği 1876 yılından bir yıl sonra Rusya ile savaşı adeta kucağında bulan Sultan bu belayı savdıktan sonra dahiyane siyaseti ile bir taraftan memleketi kalkındırmaya girişiyor, diğer taraftan da bütün zorluklara rağmen bir bir düşen vatan topraklarından anavatana dönmek zorunda kalanlara kucak açıyordu.
Sultanın muhacirlere her türlü destek ve yardımın yapılması ile ilgili fermanı elbette Malatya’ya da gelmişti. Bir de bu muhacirler seyyid iseler imkanlar dahilinde en iyi şekilde karşılanıp iskan edileceklerdi. Bu sebeple şehir merkezindeki Sıtmapınarı (*) mevkii bu mübarek muhacirlere hemen tahsis edilmişti.
Muhacirlerin ileri gelenleri şehir merkezine yerleştirilmekten hoşnut değillerdi. Malatya mütedeyyin bir yerdi. Ancak yine de şehir hayatı ailenin ve gelecek nesillerin korunması açısından çok uygun değildi. Nitekim büyüklerden biri çarşı camilerinden birinin umumi helasında bir gencin ayakta bevlettiğini görünce yetkililerden bir köye yerleştirilmelerini istemişlerdi.
Cennet gibi bir yurt terkedilmiş, kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve hastaları ile birlikte yollara revan olunmuştu… Kim bilir neler yaşanmış, ne iç yakıcı, gönül yaralayıcı hadiselerle karşılaşılmıştı. Ne içindi bunca fedakarlık? Sırf gelecek nesillerin şirazeden çıkmaması, mübarek cedlerinin nurlu yolundan ayrılmamaları için değil miydi? Öyleyse köye yerleşmeliydiler.
(*) Bu semt Sülûkizade Camii civarındaki bir pınardan dolayı "Sıtmapınarı" adını almıştır. Sıtmaya yakalanan çocuklar buraya getirilir ve bu suya sokulur, böylece iyileştiğine inanılırmış. O pınardan şimdi eser yok ama adı kalmış...
Devamı: