İçeriğe geç
Afurca
Bir Göç Hikâyesi (1878-…)

Bizim Köyümüz

Yıllar geçti, benim çocukluk hayallerim eskidi... Ama sanki o masum özlem ve meraka bir ödül olarak Yüce Allah Afurca’yı görmeyi nasip etti. 2013 yılının Aralık ayında gittiğim Bakü’den günübirlik Quba’ya oradan da Afurca’ya gitmek nasip oldu. Karlı bir günde biraz zorlu bir yolculuktan sonra Afurca’daki akrabamız Meded beyin evine vardım. Sadece birkaç saat kaldım ve ayrıldım. Fakat bu benim için çok önemli bir hadiseydi. 35-40 senedir dinlediğim, düşündüğüm, aradığım, hayâl ettiğim 150 yıllık atayurdumu görmüştüm. Birkaç saatliğine olsa bile oranın havasını teneffüs etmiş, suyunu içmiştim. Allah’a ne kadar şükretsem azdı...

Dağıstan’daki köyümüzün adını sonraları tahsil için İstanbul’a geldiğimde ilk defa duydum: “Afurca”. Bu ismi Malatya’dayken bilmiyordum. İstanbul’a geldiğimde burada ikamet eden Manyas’lı akrabalarımızdan işitmiştim.

Biraz aklım ermeye başladığında Dağıstan’ın Sovyetler Birliği sınırları içinde kaldığını öğrenmiş, hem çok üzülmüştüm hem merakım daha da artmıştı. Bana göre orası bir hayâl ülkesiydi zaten. Şimdi bir de Rus işgali altında olması eklenmiş, artık hayalin bile ötesine geçmiş, tamamen erişilmez olmuştu.

Buhara-Özbekistan

Böyle bir özlem, beni sadece Dağıstan hakkında değil, aynı zamanda tüm Türklerin atayurdu Orta Asya hakkında da ne bulursam okumaya sevk etti. Öyle ki oralardaki yer isimlerini adeta kutsal isimler gibi defterlerime yazıyor ve ezberliyordum. Buhara, Semerkant, Taşkent, Horasan, Nişabur, Belh, Merv, Maverâünnehir gibi... Şairin, “Buhara der Semerkant der ağlarım, Nerde benim Ural-Altay dağlarım!” dizeleri defterlerimin ilk sayfalarını süslüyordu.

Neyse şimdi en azından hayallerimin ülkesinden bir yer adı vardı ve Azerbaycan’ın Dağıstan sınırında kalıyordu. Derken doksanlı yıllar... Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Azerbaycan’daki köyümüze yapılan ilk ziyaretler... İstanbul’daki akrabalarımızdan bazıları Afurca’ya kadar gitmiş orada kalanlarla buluşmuşlardı. Sonra da Afurca’dan Meded bey adındaki akrabamız birkaç defa İstanbul’a gelmişti. 150 yıllık hasret, nihayet bitmişti! Atalarımızın mesken tuttuğu, dağlarında keçi otlattığı, bağlarında al al elmalar yetiştirdiği, köylerinde rengârenk halılar dokudukları, Cuma mescitlerinde namaz kıldıkları atayurdumuz işte oradaydı... Gitmesek de gidemesek de orası bizim köyümüzdü!

Bazı şeylerin hayâli gerçeğinden daha güzel oluyor. Sanki o çocukluğumun masal ülkesindeki meçhul yer, Azerbaycan’ın kuzeybatısında bir köy olan Afurca’dan daha gizemli ve daha çekiciydi. Herhalde kitaplarda anlatılan kahramanlık öykülerinin etkisiyle ben, köyümüzün Şeyh Şamil’in idaresi altındaki Dağıstan’da olduğunu hayal ediyor en azından öyle olmasının arzu ediyordum. Oysa Afurca’nın da içinde bulunduğu Quba (Guba) bölgesi Dağıstan ile komşu olan müstakil bir Hanlık idi. Bu nedenle Şeyh Şamil’in Dağıstan’ı içinde yer almıyordu. Quba adı buraya gelen Ehlibeyt muhacirleri tarafından Hz. Peygamberin hicrette Medine’ye varmadan bir süre kaldığı Kuba köyüne izafeten verilmişti. Bölge, doğudan batıya uzanan Kafkas sıradağlarının kuzeydoğu yamaçlarında yer almakla coğrafi olarak Dağıstan diye anılıyordu. Bize o yüzden “Dağıstan Muhacirleri” deniyordu...

Meded Mahmudlu (sağda) - Afurca

Yıllar geçti, benim çocukluk hayallerim eskidi... Ama sanki o masum özlem ve meraka bir ödül olarak, Allah Afurca’yı görmeyi nasip etti. 2013 yılının Aralık ayında gittiğim Bakü’den günübirlik Quba’ya oradan da Afurca’ya gitmek nasip oldu. Karlı bir günde biraz zorlu bir yolculuktan sonra Afurca’daki akrabamız Meded beyin evine vardım. Sadece birkaç saat kaldım ve ayrıldım. Fakat bu benim için çok önemli bir hadiseydi. 35-40 senedir dinlediğim, düşündüğüm, aradığım, hayâl ettiğim 150 yıllık atayurdumu görmüştüm. Birkaç saatliğine olsa bile oranın havasını teneffüs etmiş, suyunu içmiştim. Allah’a ne kadar şükretsem azdı...

İşte bu lütfa bir şükür kabilinden mevcut bilgileri derlemeye ve yazmaya karar verdim. Oldukça geç kalınmış bir işti bu. Keşke sülalemizin büyükleri hayattayken böyle bir derleme yapılabilseydi. Ama geç olması hiç olmamasından iyidir. Hikayemizin birinci versiyonunu çoğaltıp ulaşabildiğim akrabalarıma dağıttım. Onlardan güzel geri dönüşler oldu ve az da olsa bazı katkılar aldım. Şimdi ise elde ettiğim yeni bilgi ve belgelerle daha da genişlettiğim bu ikinci versiyonu sizlere takdim ediyorum. “Göç Hikayemiz” yeni katkı ve düzeltmelerinizle daha da geliştirelerek buradan sizlere ulaştırılacaktır.

Devamı:

Bu bölümde