Sizlere Ehlibeyt’im hakkında Allah’ı hatırlatırım!
Ama İmam Hüseyin efendimiz şehadetiyle bu hususa öyle bir şerh düşmüştür ki bu hadiseden sonra kıyamete kadar din istismarcıları, siyaset bezirganları ayan beyan ortada kalmışlar, dinin özü, şekilden ve şekilcilikten uzak oluşu, adalet anlayışı, hepsi yerli yerince anlaşılmıştır. Din bezirganları hiçbir devirde eksik olmamıştır ama onların karşısında da dinin özünü ve hakikatini temsil eden Hüseynîler hep olagelmiş saflar belli olmuştur. İmam Hüseyin efendimiz kendi canıyla ve kanıyla İslama öyle bir hizmette bulunmuştur ki kıyamete kadar etkisi devam edecektir.
Alemleri aydınlatan nurun, maddi alemden gurûb etme vakti yaklaşıyordu. Kutlu hicretin üzerinden 10 yıl geçmişti. Müminlerin sayısı artık yüzbinleri aşmış, bütün Arap Yarımadası İslamla şereflenmiş dünyanın süper devletlerine elçiler gönderilerek ebedi kurtuluşa davet edilmişlerdi. Yüce Kitap ceste ceste indirilmiş, artık işin tamam olduğunu beyan eden ayetler nazil olmaya başlamıştı. Her biri bir yıldız gibi İslamiyet semasını donatmış olan Kutlu Nebînin kutlu arkadaşları inen ayetlerdeki ince mesajları anlıyorlar; kuytulara, köşelere çekilip için için ağlıyorlardı. İş tamam olup, Yüce Elçi vazifesini hakkıyla yerine getirdiğine göre artık O’nun ayrılma vakti gelmiş demekti. Nitekim bir gün Peygamber Efendimiz, amcası Abbas’ın genç oğlunu ağlarken görmüş ve neden ağladığını sormuştu. İbni Abbas, Nasr suresini okuyarak:
̶ Bu sûrede sizin fani âleme veda etme zamanınızın yaklaştığına dair bir işaret gördüm, demiş ve kendisi de:
̶ Evet doğru. Gördüğün gibi!..
Diyerek onu tasdik etmişti. Bir de Veda Haccı’nın Arefe günü;
“Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmı seçtim. (Kur’an 5/ 3)”
ayeti nazil olunca artık hemen herkes ayrılık gününün yakın olduğunu, Rahmet Peygamberinin artık Rabbine gideceğini ve insanlığın öksüz kalacağını anlamış, iç burkuntusuyla düşünmeye ve ağlamaya başlamıştı.
Yüzbini aşkın sahabiyle Hacc farizası ifa edilmiş Medine-i Münevvere’ye dönülmekteydi. Yolda Hum Göletinin (Gadiri Hum) yanında Allah Resûlü etrafını çevreleyen muazzez sahabilerine şöyle hitap ediyordu:
“Şüphesiz ben de bir insanım. Yakında Allahın Meleği bana gelecek ve ben de onun davetine icabet edeceğim. Size iki şey bırakıyorum. Biri içinde nur ve hidayet bulunan Allah’ın Kitabı. Ona sımsıkı tutunun ve sarılın. İkincisi ise Ehl-i Beyt’imdir.”
İşte bu çok önemli vasiyetin devamında Yüce Peygamber bir hususu daha önemle vurguluyor ve her zaman önemli şeyleri üçer kez tekrar ettiği gibi:
“Sizlere Ehlibeyt’im hakkında Allah’ı hatırlatırım!
Sizlere Ehlibeyt’im hakkında Allah’ı hatırlatırım!
Sizlere Ehlibeyt’im hakkında Allah’ı hatırlatırım!”
diye üç kere tekrar ediyordu.
Bu ne anlama geliyordu? Belki orada bulunan sahabiler sonradan Ehlibeyt’in başına gelecek işleri o anda hayal bile edemezlerdi. Ama tarih, O’nun bir mucizesine tanıklık yapacak; Kerbelâ hadisesi ve sonrasında Ehlibeyt’e reva görülen ezâ, cefa ve zulümler Kainâtın Efendisi’nin bu ısrarlı tavsiyesinin tefsiri olacaktı. Enbiyânın Sultanı ilerde olacakları görmüş, haber vererek uyarmış
“Aman ha! Ehlibeyt’ime dikkat edin, sakın yanlış yapmayın!”
demişti...Ama heyhât ki, daha İmam Ali efendimiz zamanında tutuşan fitne ateşi onun şehadetinden sonra iyice alevlenmiş ve meş’um Kerbelâ hadisesi yaşanmıştı.
İmam Hasan ve İmam Hüseyin Efendilerimiz dinin safiyetinin bozulmaması ve hilafetin saltanata dönüşmemesi için canları ve kanları pahasına, âdetâ “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diye haykırmışlar; buna rağmen o yanlışlık irtikap edilerek, gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmişti. Sonrası malum: din adına işlenen cinayetler, dinin dünyevileştirilmesi, dini şovenizm ve dinin sadece şekle indirgenmesi gibi dinin özünden uzak yüzlerce binlerce pespâyelikler...Ama İmam Hüseyin efendimiz şehadetiyle bu hususa öyle bir şerh düşmüştür ki bu hadiseden sonra kıyamete kadar din istismarcıları, siyaset bezirganları ayan beyan ortada kalmışlar, dinin özü, şekilden ve şekilcilikten uzak oluşu, adalet anlayışı, hepsi yerli yerince anlaşılmıştır. Din bezirganları hiçbir devirde eksik olmamıştır ama onların karşısında da dinin özünü ve hakikatini temsil eden Hüseynîler hep olagelmiş saflar belli olmuştur. İmam Hüseyin efendimiz kendi canıyla ve kanıyla İslama öyle bir hizmette bulunmuştur ki kıyamete kadar etkisi devam edecektir.
Devamı: