Hamidiye
Son güncelleme: 18 Aralık 2023
Sadrazam Avlonyalı Mehmed Ferid Paşa imzasıyla Sultan II. Abdulhamid'e arz edilen resmi yazıda "Elazığ vilayetine bağlı Keban kazası dahilinde bulunan Yazıhan adındaki boş arazi ile Fethiye civarında yeni inşa edilmiş olan 80 konutun köy statüsüne alınması ve Padişahın adıyla isimlendirilmesi hususunda izin isteyen İçişleri Bakanlığı tezkeresinin arz edildiği" belirtilerek Bu hususta Padişahın izni istenmiştir.
Malatya’nın kuzeybatısında yer alan Hamidiye şehir merkezine 45, ilçe merkezi Yazıhan’a 5 km. uzaklıktadır. Köyün bulunduğu mevki Yazıhan ovası diye bilinir ama gerçekte tam bir bozkırdır. Arazisi geniş ve düz; toprağı kıraç ve verimsizdir. Su yoktur. Şehir merkezinde kalmak istemeyen seyyidler işte bu geniş bozkırın ortasına kurulan ve Sultan’ın adı verilen köye yerleştirilirler.
Hamidiye İsmi Nereden Geliyor?
Seyyidlerin tam olarak Afurca'dan hangi tarihte yola çıktıklarına dair elimizde net bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak Osmanlı Salnamelerine göre, Dağıstandan gelen muhacirlerin 1902 yılında Yazıhan kazasında kurulan köye yerleştirildikleri ve kendilerine tahsis edilen arazinin miktarı belirtilmiştir. Bununla ilgili belgeler daha sonra yayımlanacaktır.
Nitekim bu tarihten üç yıl sonra yani 1905 yılında (1323 h.) Sadrazam Avlonyalı Mehmed Ferid Paşa imzasıyla Sultan II. Abdulhamid'e arz edilen resmi yazıda "Elazığ vilayetine bağlı Keban kazası dahilinde bulunan Yazıhan adındaki boş arazi ile Fethiye civarında yeni inşa edilmiş olan 80 konutun köy statüsüne alınması ve Padişahın adıyla isimlendirilmesi hususunda izin isteyen İçişleri Bakanlığı tezkeresinin arz edildiği" belirtilerek Bu hususta Padişahın izni istenmiştir.
Aynı yazının üzerine "Serkâtib-i şehrîyârî Tahsin" (Sarayın Genel Sekreteri) imzasıyla düşülen derkenar notta ise konunun Padişaha arzedilerek olurunun alındığı bildirilerek, gereğinin yerine getirilmesi istenmiştir. Böylece devlet tarafından Fethiye köyü yakınlarına inşa edilen 80 konut ve Yazıhan'a ait araziler Padişahın ismine izafeten "Hamidiye" olarak isimlendirilmiştir (10 Haziran 1905).
Bâbıâli
Dâire-i Sadâret
Amedî-i Dîvân-ı Hümâyûn
659
Devletlü efendim hazretleri;
Mamûretülaziz vilayeti mulhakâtından Keban Madeni kazası dahilinde kain Yazıhan nam arazi-yi hâliye ile Fethiye civarında müceddeden inşa olunan ve derdest inşa bulunan seksen bâb hanenin karye heyetine ifrağıyla nam-ı nâmî-i hazret-i cihânbânîye izafetle tevsîmi lüzum-ı istîzânını hâvî Dâhiliye Nezâret-i Celîlesi’nin tezkeresi arz ve takdim kılınmış olmagla ol-bâbda her ne veçhile irâde-i seniyye-i cenâb-ı hilâfet-penâhî şeref-sudûr buyrulur ise mantûk-ı âlîsi infâz olunacağı tezkire-i senâverî terkim kılındı efendim.
Fî gurre-i Rebiülevvel sene [1]323 ve fî 23 Nisan sene [1]321
Sadrazam
Ferid
Maʻrûz-ı çâker-i kemîneleridir ki
Resîde-i dest-i taʻzîm olup melfufuyla manzûr-ı âlî buyrulan işbu tezkire-i sâmiye-i sadâret-penâhîleri üzerine mucibince irâde-i seniyye-i cenâb-ı hilâfet-penâhî şeref-müteallik buyrulmuş olmağla ol bâbda emr ü fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir
Fî 6 Rebiülâhir sene [1]323 ve fî 28 Mayıs sene [1]321
Serkâtib-i şehrîyârî
Tahsin
Doksanlı yıllarda ilçe yapılan Yazıhan, aslında tarihi ipek yolu üzerinde bir konak yeriydi. Demiryolu yapıldıktan sonra ise bir istasyon kurulmuş ve yerleşim başlamıştı. Hamidiye işte bu tren istasyonunun batısındaki bozkıra kurulmuştu. Yine Azerbaycan’dan gelen “Karabağlı” muhacirlerle seyyidler bu köye yerleştirilmişlerdi.
Köy ilk kuruluşunda çok düzenli planlanmıştı. Kırkar haneden oluşan iki mahalle oluşturulmuştu. Kerpiçten inşa edilen evler düzgün sokaklar üzerine dizilmiş bahçeli evlerdi. Doğudaki mahalleye Karabağlılar yerleştirilmiş ve burası daha sonra “aşağı mahalle” olarak adlandırılmış; batıdaki “yukarı mahalle”ye de seyyidler yerleştirilmişti. Aşağı mahallelilere Karabağlılar yukarı mahalledeki seyyidlere de Çerkezler deniyordu.
Seyyidler kendilerinin nasıl çağrıldığına çok da önem vermiyorlardı. Kendi aralarında Farsçanın bir diyalekti olan “Tatça” ve "Dağıstan Türkçesi" konuşuyorlardı ama “Tat” değillerdi. Bu sebeple kendilerine Çerkez denmesine itiraz etmemişlerdi. O dönemde muhtemelen Kafkaslardan gelenler genel olarak Çerkez diye adlandırılmakta idiler. Kafkasya’dan Anadolu’ya hicret eden Çerkez, Çeçen, Lezgi gibi kavimler kendi dillerine ve geleneklerine düşkün olurlar. Aradan uzun yıllar geçse de dillerini nesilden nesile aktarırlar. Ancak seyyidler bunun istisnası olmuşlardı. Onların birinci öncelikleri dinleri idi. Dinlerini yaşayabildikleri yerde yerleşmek istiyorlardı. Dil ve gelenekler ikinci drecede önemli idiler. Bu nedenle ebedi İslam yurdu olan Anadolu’da sadece Türkçe konuşmuşlar ve ikinci nesilden sonra da Tatça unutulmuştu.
Seyyidler, Karabağlılar ile birlikte Hamidiye köyüne yerleştirilmişlerdi. Köy diyoruz ama aslında yüz sene önceki haliyle Hamidiye çöl gibi bir bozkırın ortasında kıraç bir toprak ve çok az bir su kaynağından ibaretti. İçme suyu üç-dört km. batıda bulunan Kuşkonmaz mevkiinden çıkan suyun köy meydanına kadar getirilerek buraya yapılan çeşmeden temin edilmekte idi. Sulama suyu ise Buzluk (Ansır) köyü sınırları içinden doğan çaydan alınan küçük bir kanaldan sağlanmakta idi. Seyyidlerin bırakıp geldikleri yurtları ile karşılaştırıldığında Hamidiye tam bir çöl gibiydi.