İçeriğe geç
Afurca
İrşadiyeli Seyyidler

Hacı Sabri Yaşar

Hazırlayan: Hatice Yaşar (Gündüz)


İnsanların isimleri ile müsemma oldukları, özdeşleştikleri bilinen bir gerçektir. Peygamberimizin “çocuklarınıza güzel isimler koyunuz.” Şeklindeki beyanı da bu noktaya işaret eder. Sabri dedemizin ismi ve soy ismi dâhil onun kişiliği, dünya yüzündeki hayat hikâyesi ve geride bıraktığı izleri hakkında önemli ipuçları verir.

Sabri Dedemizin payına hayattan ilk olarak sabır düşmüştür. Çünkü o bir şehidin yetimidir. Hem de yetim… Seferberlik yıllarıdır. Seyitler daha önceleri askerlikten muaftırlar, ama artık durum o kadar ciddileşmiştir ki onlar da cepheye çağrılmaktadır. Seyit Abdülmecid oğlu Yahya Dedemiz de henüz hanımı Hacer Nene iki aylık hamileyken emre tabi olur. Asker uğurlamasında köy halkına doğacağı ilân edilen bebek, babasını hiç göremeyecek olan Sabri Dedemiz- dir. Yahya Dede, Çanakkale cephesinde Hakka yürüyen 250 bin şehitten biridir çünkü.

Zühre Nene ile evlenip, kendi yuvasını kurana kadar, Hafız Tahir Dede’nin evi Sabri Dede’ye baba ocağı olur. İstanbul’a geldikleri 1953 yılına kadar bir dönem Manyas’ta, bir dönem de Seyitlerde ikamet ederler. İstanbul’da ilk olarak Karagümrük’e yerleşir ve bakkallık yapmaya başlar. Sabır ve şükür, Sabri Dede’nin hayat yolculuğunda yanından hiç eksik etmediği iki azığıdır. Aslında pek çok nimet de sabır ve şükürle gelmez mi?

Geçim sıkıntısı çekilen zor yıllardır. Üçlü bir akraba sohbetinde Hac mevzu olur. “Biz de bir gün nasip olur gideriz inşallah” diye iyi temennide bulunurlar. Fakat bu gruptan biri, şartların çok elverişsiz olduğu ve gidemeyecekleri konusunda ısrar eder. Sabri Dede çok ikna etmeye çalışsa da o gün, o kişiye “İnşallah, gideriz” dedirtemez. O, üçlünün ikisine de üçer defa kutsal toprakları ziyarettin nasip olduğunu, fakat diğerinin erken yaşta vefatı ile gerçekten de gidemediğini üzülerek anlatır. Ve bize her konuda olumlu düşünmemizi, hayrı dilememizi tavsiye ederdi.

1957 yılında Maltepe’den arsa alarak ev yapan Sabri Dedemiz dolayısıyla mahallenin ilk kurucuları arasındadır. Halim, selim bir mizaçtadır. Etrafında her zaman güven duyulan biri olmuştu. Hatta öyle ki bazı müşterileri paralarını bankaya yatırmaz, ona emânet ederlerdi. Sıkıyönetim döneminde o kadar bakkal içinde karne ile gaz dağıtımı güvenilir ve adil olduğu için kendisine verilmişti. Herkesi kendisi gibi zannettiğinden olsa gerek, insanlara aşırı güveninden maddi kayıplar da verdiği çok olmuştu. Veresiye alıp sonra ödemeyenler oldu-ğundan üzülmez, “Kazandıklarımız bize yeter” der, kötü dü-şünmezdi. Çok iyiliksever ve yardım sever biri idi. “İyilik yap, denize at” onun çocuklarına sık sık tekrarladığı nasihatlerinden biriydi. Hacı Şakir ve Hacı Celal (Allah hepsine rahmet etsin) ile birlikte Ulubatlı Hasan Camiinin yapımında az emekleri yoktur. Müşfik ve ilgili bir baba idi. Hiçbir okul eğitimi alma-masına rağmen ortaokul, liseye devam eden çocuklarının ders-lerine, özellikle de matematik derslerine yardım ederdi. Mala-yani konuşmazdı. Onun anlattığı kıssa ve ibretli hikâyeler halen kulaklarımızdadır. Çocuklarını farz ibadetler konusunda hassas olmaları noktasında uyarırdı. Onun ısrarlı teşvikleri ve Allah’ın nasibi ile altı çocuğunun hepsi onun sağlığında Hac farizasını eda ettiler. 1980’li senelerde Hacı Arif Kaya önderliğinde Adıyaman – Mezil’e ziyarete giderler. Kimseye elini dahi öptürme-yen Seyit M. Raşit Erol, Seyit Sabri Dede’yi görünce ayağa kalkar ve kucaklar. Hazır bulunanlar bu ikilinin sima olarak benzerliğine de hayret ederler.

Sabri Dedemiz, hayatını Allah rızası çerçevesinde yaşama gayretini son nefesine kadar (1995) gösterdi. Onun izlerini mahallesinin yollarında, evlatlarının yaşayışlarında, Ulubatlı Hasan Camiinin sütunlarında görebilirsiniz. Cenab-ı Hak’tan kendisine Rahmet diliyoruz.

Bu bölümde