Manyas Şeceresi
Manyas Şeceresi’nin Türkçe tercümesi (Merhum Seyyid Alaeddin Güngör çalışması)
Bize hidayet veren Allah’a hamdolsun. Şayet O bize hidayet etmeseydi şüphesiz ki biz, doğru yolu bulamazdık. Allah bizden razı olarak şöyle buyurur: “Biz Âdem oğlunu şerefli kıldık.” Fakat zayıf cisimli yaratması O’nun, mükelleflerin gönüllerinde birbirleri için ülfet hasıl etmek üzere kendi cinslerinden peygamberler göndermesini gerektirdi. Bizim dilimizle onlara peygamberler gönderdi.Tâ ki anlayacakların aklına yatsın. Özellikle onlardan dünya sakinlerinin özü, semavât ehlinin en temizi (hülâsası) köylü, şehirli, çölde yaşayanlar olarak bütün insanlara gönderilen Hz. Muhammed (SAV) anlayabilsin diye, o kitabı kendilerine hitap ettiği bütün muhataplar anlayabilsin diye.
Bu kitaplardan biri de Kur’ân-ı Kerîm’dir. O Kur’ân ki bütün Araplara kendine karşı çıkamayacaklarına işaretle meydan okuyor. O sessiz Furkan ki bütün belîğ hatiplere kendisiyle münazara edemeyeceklerini edemeyeceklerini bildirerek meydan okuyor. Onlar Bathâ’ (Mekke) vadisinin kumları kadar çok olmalarına rağmen surelerinden en kısa olanına denk bir benzer getirmekten âciz kaldılar. Sahranın kumlarından daha çok olmalarına rağmen Kur’ân-ı Kerîm’in ayetlerinden en kısa ayetin bile bir benzerini ortaya çıkaramadılar.
Kudsî ahlaktan kazanılan devamlı salâvât, ünsiyyet rahimlerinden inen devamlı selamlar bütün peygamberlere ve onlara tabi olanlara olsun. Özellikle onların içinde en büyük hasletlere, en kamil şerefe, en güzel na’line, en güzel söze, en mükemmel kitaba, en bol hitabete sahip ümmetlerin en faziletlisi, himmetleri en yüce, delilleri ve bürhanları en açık, kabilelerin en fasîhi Ebu’l-Kâsım Muhammed Müctebâ, müjdeleyici Ahmed el-Mürtetazâ, râyet ve livâü’l-hamd sancağı sahibi Hâmid, muhtelif dinleri ortadan kaldıran “Kaabe kavseydi ev ednâ” ile şereflenen “Mâ zâğa’l-Basaru ve mâ tağâ” ile yüceltilen, kıyamet günü bütün peygamberler kendi derdine düştüğünde büyük şefaat kendine verilen Hz. Muhammed’e (SAV) olsun! Aynı zamanda salât ve selâm O’nun birer hidayet yıldızı ashabına, temiz ve müttaki tâbilerine, özellikle hür Ehlibeytine, temiz akrabalarına.
Önce nübüvvet ailesinin faziletlerinden bir nebze bahsedelim. Gece ile gündüzü takip eden, kutup yıldızlarını birbirine yaklaştıran en yüce salât ve selâm O Peygamber’e ve Ehlibeytine olsun Resûlullah (SAV) efendimiz Hz Ali (RA)’a şöyle buyurdu:
“ ̶ Ey Ali, sen benim katımda Musa’ya göre Harun gibisin. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir.”
Resûlullah (SAV) Hayber günü şöyle buyurdular:
“ ̶ Yarın bu sancağı öyle birisine vereceğim ki Allah onun eliyle fethi nasib edecektir. O Allah ve Resûlünü sever, Allah ve Resûlü de O’nu sever.” Ve sancağı Hz. Ali’ye verdiler.
Resûlullah (SAV) şöyle buyurdu:
“ ̶ Ben kimin dostu isem Ali de onun dostudur.”
Yine Resûlullah (SAV) şöyle buyurdu:
“ ̶ Ey Ali, sen benim dünyada ve ahirette kardeşimsin.”
Hz. Ali (RA)’ın faziletleri sayılamayacak kadar çok, ihata edilemeyecek kadar fazladır. Ramazanın Faziletleri isimli kitapta Cafer bin Muhammed’e babalarından, onlara da Peygamber (SAV)’den ulaşan bir rivayette şöyle anlatılır:
“Allah babam Ali’ye sayılamayacak kadar faziletler vermiştir. Onun faziletlerinden birini ikrar ve kabul ederek kim zikrederse Allah geçmiş bütün günahlarını bağışlar. Onun faziletlerinden biribi kim yazarsa, o yazdığının bir sureti kaldığı müddetçe melekler ona istiğfar ederler. Onun faziletlerinden bir fazileti dinleyen kimsenin dinleme yoluyla irtikâb etmiş olduğu günahları Allah bağışlar. Onun faziletlerinin yazısına bakan kimsenin Allah gözüyle (bakmak suretiyle) işlediği günahları bağışlar.”
Sonra şöyle buyurdu:
“ ̶ Ali bin Ebî Talib’e bakmak ibadettir. Onu anmak ibadettir. Allah Hz. Ali’yi sevmeyen, O’nun düşmanlarından uzak olmayan bir kulun imanını makbul saymayacaktır.”
Resûlullah (SAV) ciğerpâresi Fâtıma (R. Anhâ)’ya şöyle buyurdular:
“ ̶ Ey Fâtıma, Cennet ehlinin efendisi olmaya razı olmaz mısın?”
Resûl-i Ekrem (SAV) şöyle buyurdu:
“ ̶ Fâtıma benden bie parçadır. Onu kızdıran, öfkelendiren beni öfkelendirmiş olur.”
Hz. Aişe (R. Anhâ)’ya sordular:
“ ̶ İnsanların Allah’ın Resûlüne en yakını kimdi? Buyurdular ki:
̶ Fâtıma idi.
̶ Ya erkeklerden?
̶ Kocasıydı.”
Resûlullah (SAV) Hz. Hasan (RA) hakkında buyurdular ki:
“ ̶ Allahım ona muhabbet buyur, zira ben onu seviyorum. Onu sevenlere de muhabbet eyle.”
Hz. Ebû Bekir (RA) den rivayet edildiğine göre o şöyle dedi:
“ ̶ Resûlullah (SAV)’ı minberde gördüm. Yanında Hasan bin Ali vardı. Bir cemaate bir ona bakıyor ve şöyle buyuruyordu:
̶ Bu oğlum seyyiddir. Umarım ki Allah bunun sayesinde müslümanlardan iki büyük cemaatin arasını ıslah edecektir.
Resûlullah (SAV) Hz. Hüseyin (RA) hakkında da şöyle buyurdular:
“ ̶ Allahım ben onu seviyorum, sen de onu ve onu sevenleri sev.”
Yine buyurdular:
“ ̶ Hüseyin bendendir, ben de ondanım. Allah Hüseyin’i sevenleri sever. O esbât (torunlar) dan biridir.”
Yine buyurdular:
“ ̶ Bu ikisi oğullarım, kızımın oğullarıdır. Allah’ım bu ikisini seviyorum. Sen de onları ve onları sevenleri sev.”
Resûlullah (SAV) yine şöyle buyurdu:
“ ̶ Bu ikisi benim dünyadaki güzel kokularımdır. Allahım bu ikisine rahmet eyle, acı, zira ben onlara çok merhamet ediyorum.”
Hz. Aişe (R. Anhâ) şöyle diyor:
“ ̶ Resûlullah (SAV) bir gün hanelerinden çıktılar. Üzerlerinde siyah kıldan dokunmuş bir elbise vardı. O esnada Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (R. Anhüm) geldiler. Onları yanına aldılar ve şöyle buyurdular:
̶ Ey Ehlibeytim Allah sizdeki pislikleri giderip sizi temizlemek ister.”
Allah’ın Resûlü (SAV) Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’e şöyle buyurdular:
“ ̶ Sizinle muharebe edenlerle muharebe ederim. Sizinle barış içinde olanlarla barış yaparım.”
S’ad bin Ebî Vakkas’dan rivayete göre o şöyle dedi:
“ ̶ Ned’û ebnâenâ ve ebnâeküm... (Mülâene ayeti) nazil olunca Resûlullah (SAV) Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve:
̶ Allah’ım işte bunlar benim Ehlibeytimdir.” Buyurdular.
Buraya kadar dört büyüklerin (Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin) Resûlullah’ın Ehlibeytinin menkıbelerinden bir nebze bahsettik. Gelelim umumi olarak rivayet edilen menkıbelerine:
Resûlullah (SAV) buyurdular:
“ ̶ Size iki şey bırakıyorum: onlara sarıldığınız sürece asla dalâlete düşmezsiniz. Onlardan birisi, Allah’ın semadan yere uzanan sağlam ipi Kitabullah Kur’ân-ı Kerîm, diğeri Ehlibeytimdir. Bu ikisi havz-ı kevsere gelinceye kadar birbirinden ayrılmaz. Bu ikisi hakkında bana nasıl muhalefet edersiniz?”
Hutbetu’l-Hayme (Çadırdaki hitabelerden birinde) de şöyle buyurdu:
“ ̶ Ey insanlar size iki alem bırakıyorum. Bunlardan birincisi Allah’ın kitabıdır ki onda hidayet ve nur vardır. Ondakileri alın ve onlara sımsıkı sarılın. İkincisi ise Ehlibeytimdir. Onlar hakkında da size Allah’ı hatırlatırım.”
Hz. Aişe (R. Anhâ)’dan rivayete göre Resûlullah (SAV) şöyle buyurdular:
“ ̶ Benim Ehlibeytim Nuh (AS)’ın gemisi gibidir. Ona binen kurtulmuş, geride kalıp binmeyenler ise helak olmuştu.”
Hz. Aişe (R. Anhâ)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resûlullah (SAV) şöyle buyurdu:
“ ̶ Altı şey vardır ki Allah onlara benim lanetim üzerine lanet eder. Her peygamberin duası kabul olunmuştur. Bunlar: Allah’ın kadrini yalanlayan, zulümle müslümanlara musallat olan, Allah’ın aziz kıldığını zelil, zelil kıldığını da aziz kılan, Allah’ın haramlarını helal yapan, Ehlibeytim hakkında Allah’ın haram kıldığını helal yapan, sünnetimi terk eden kimselerdir.”
Buraya kadar geçenler Resûlullah (SAV)’ın Ehlibeytinin faziletlerinden, menkıbelerinden az bir kısmıdır. Beytullah’ın sahibi Resûlullah (SAV)’ın faziletleri ve menkıbelerine gelince; akıllar onu kapsamaktan, büyüklerin anlayışları, fehimleri onu anlamaktan, onlardan birinin sırrını zihinlere yaklaştırmaktan, goncalarından birinin kokusunu insanların duygularına yaklaştırmaktan aciz kalınmıştır.
Kalbi olup da kulak verip şahit olanlar, salim akıl, doğru bir anlayış sahibi olanlar, doğru bir görüş ve basiret sahibi olup da bir zerreden anlama gücüne sahip olanlar Seyyidler sınıfına, Kâinatın Efendisi’nin Ehlibeytine her yönüyle hürmet ve tazimde bulunmayı bilirler. Onların bu durumlarını, hallerini sormazlar, görünenlerle iktifa edip gizliliklerini araştırmazlar. Bir şairin –Allah hayrını çoğaltsın- dediği gibi:
ŞİİR:
“Seyyidler Muhammed’in izzetinden, Ali’nin hürmetinden dolayı alem eşrafının göz nurudurlar. Onlardan feyz alanlar belli olur. Gam yeme: Bir cevherin kıymeti cahillikle eksilmez, düşürülemez.”
Bundan dolayı iki cihanın Efendisi Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
“ ̶ Bana ve Allah’a karşı ihlaslı olanlar ancak vacipleri yerine getiren ve onları kemaliyle işleyenler, adetlerini güzelleştirenler ve sevabı çok olanlardır.”
Onların menkıbelerinden olmak üzere faziletli kişiler –Allah onları en güzel mükafatlarla mükafatlandırsın- dediler ki:
“Allah peygamberini ululamak, safiyyi Muhammed’e tazim etmek, onun yüce şanını ululamak için evladını aziz görür. Ehlibeytine hitapta onlara hürmet gösterirse onları en güzel şekilde mükafatlandırır ve katından onlara bir selam gönderir.”
MESNEVİ:
“Senin varlığın ve dedenin yaratılmasından beşer ululuk buldu.
İnsanoğlunun efendisi Hz. Muhammed’in halefi olman sana yeter, kâfidir.
Ey cihan zenginliklerinin kıblesi, senin kapının toprağı senin bakışlarına nail olmak üzere gelenlerin bir sermayesidir.
Bugün sen tevhid meclisinin sâkisisin, yarın ise kevser havuzunun kenarında bulunacak olan babandır.
Vücudumun zerrelerini sabâ rüzgarı götürdü. Kendi kendime ümidimi kesiyorum. Ama Ehlibeytin eteğinden ümidimi de kısa tutmuyorum.”
Bu konuda akıl sahiplerinden nakledilen birçok hikayeler de vardır. Kulaklar onları dinlemekten haz duyar. Onları anlamak kalbe hayranlık verir. Fakat kağıtlar buna yetmez. Onu yazmaya bütün ağaçlar kalem olsa kâfi gelmez. Ancak ben burada selim fıtratın hoşuna gidecek latif bir nükte getireceğim. Olaki basiret sahipleri ibret alırlar.
Ey gerektiği gibi onlara tazimde bulunmayanlar, onlara layık olan imameti kendilerine vermekte tembel davrananlar. Böyle kimseler zamanın kendileri aleyhine döneceğinden kortktular. Cehennemden onların sesleri duyuluyor. Onlar öyle bir kavimdir ki, malların pislikleri olan zekâtı almaktan korunmuşlardır. Akıl ve basiret sahiplerince bilindiği üzere kapılarındaki en hakîr bir köle bile bu konuda onlar gibidir.
Sonra bir kimse ki ümmetin en faziletlisidir, imam ve müçtehitlerin bir numunesidir, kendisine irfan ve yakin sahibi olduğu için işaret olunmaktadır. Hülasa olarak bütün güzel menkıbeler insanlar hakkında Ehlibeytten veya onların kölelerinden olma durumu hariç bütün şerefli, latif huylar, güzel ahlak kendisinde vardır. Böyle bir kimse dahi zekâtın sarfolunacağı kimselere dahildir. Zekat almama hakkını hayatta olduğu müddetçe kazanamaz. Dolayısıyla bütün ümmetin en faziletlisi olanlardan başkası olamaz. Allah’ın katında Allah’ın Resûlü katında hangi dereceye yükselmiş olursa olsun Ehlibeytin bir kölesinin derecesine bile yaklaşamaz. Dolayısıyla halifeler onlara hizmet etmekle, işaret ettiğimiz veçhile bütün insanlar onlara ikram ve tazimde bulunmakla yükümlüdür.
ŞİİR:
“Ehlibeyt âlemde Allah’ın nurudur.
Ademoğlu içinde nübüvvet nurunun maşrıkı (doğuş yeri) onlardır.
Onlardan her kim ki nur alır, gönlünde onların sevgisini taşır.
Bu iddia -yani Mustafa’nın yâveri olma iddiası- onun başını sıkıntıya sokabilir.
Ama bütün bunlar kıyamet günü sona erer, bütün sıkıntılar biter.
Onun yardımcısı Nebi ve Ali’dir.
Onun yâveri hem Hasan ve hem Hüseyin’dir.
Bunun dışında herşey yanlış ve boştur.
Netice olarak o Hudâ’nın katında makbuldür.
Zîra onun şefaatçisi Fâtıma el-Betül’dür.
Allah’a şükürler olsun ki onların sevgisi kalbimde,
Bedenimdeki canım gibi yer tutmuştur.
Allahu zülcelâlin kereminden ümitvarım.
Zîra iki cihanda arzum onların hürmetidir.
Ki bu da himmeti bol Allah katından yapılmış olur.
TÜRKÇE BİR ŞİİR:
Es-selâm ey kâinatın mefhari,
Es-selâm ey mâsivânın rehberi,
Es-selâm es-selâm ey cümlesine tekye-gâh,
Es-selâm et gel bize bir kez nigâh,
Es-selâm ey Ahmed Muhammed Mustafâ,
Es-selâm olgil şefî ey müctebâ,
Es-selâm ıtratının kurbanı men,
Es-selâm neslin hayranı men,
Es-selâm olsun başım hâk-i rehi,
Es-selâm olsun gözüm menzil-gehi,
Es-selâm gird-i reh-i hem tûtiyâ
Çeşm-i kalbe yohtan olanı müddeî,
Es-selâm koyman ey şahâ damenini
Çünkim bula Âl-i Abâ,
Es-selâm hergiz değil ins-ü nâs,
Sevmez olsa alınlar seced,
Es-selâm sevenlere cennet makarr,
Sevmez olsa ancak yeridir sakar,
Ey hayali onlara kılgil nisâr-ı cânını her ne ki var elinde,
Tâ seni ayırmaya lutf-i Huda hak Resûlünün meclisinden,
Daima lutf-i hakkının kılasın şükrünü kim,
Seni kılmış evladdan zül-minen,
Çün seni kıldı Âhir-i Âl-i Resûl,
Var ümidim hem Resûl et ki kabûl,
Ey hudây-ı pür-nevâyı pür-kemâl,
Dû serâda kıl kulunu ber kemal,
Yani etgil hem karîn-i Mustafa,
Hem karîn-i bahri vahdet hem likâ.
Bundan sonra:
Aziz ve Celil, kendisinden meded umulan, insan ve cinlerin kendisinden sudur ettiği Cenab-ı Allah, Hz. Adem (AS)’ı bir takım unsurlardan yarattı ve onu temiz kıldı. Tâ ki o, Mustafa (SAV) için beşer sureti olarak yaratılmış olsun; hem Allah’dan hem de sema ve dünyaların ahalisinden ayrı bir surette yaratılmış olsun diye.
Adem (AS)’dan sonra Cenab-ı Allah sırasıyla Şît’i ona halef kıldı. Ondan Efreş’i, ondan Kaynan’ı, ondan Mehlâil’i, ondan Berdâ’yı, ondan İdris’i (AS) yarattı. Ondan Metuşlah’ı, ondan Melik’i, ondan İkinci İrem’i ve ondan Nuh (AS)’ı halketti. Ondan Sam’ı, ondan Ufhanter’i, ondan Salih (AS)’ı, ondan Amir’i, ondan Kâle’i, ondan Raûne’yi, ondan Sârûh’u ondan Nâhûr (AS)’ı, ondan Târîh’i, ondan Âzer’i, ondan Halîlurrahman (İbrahim) (AS)’i, ondan kurban edilen İsmail (AS)’ı, ondan Nabat’ı, ondan Humeysâ’ı, ondan Peygamber Hûd (AS)’ı ondan Ya’dum’u, ondan Adnan’ı, ondan Err’i, ondan Erded’i, ondan Zeyd’i, ondan Ma’d’i, ondan Nizar’ı, ondan Mudar’ı, ondan İlyas’ı, ondan Müdrike’yi, ondan Hüzeyme’yi, ondan Kinane’yi, ondan Nadr’ı, ondan Malik’i, ondan Fihr’i, ondan Gâlib’i, ondan Luay’ı, ondan Mürre’yi, ondan Kilâb’ı, ondan Kusayy’ı, ondan Abdimenâf’i, ondan Hâşim’i, ondan Abdülmuttalib’i, ondan Abdullah’ı, ondan kâinatta cömertlik menşei kün feyekûn emrinin sudûruna sebep Peygamberimiz, Resûlümüz, Şefaatçimiz, cümle halkın efendisi Ahmed el-Müctebâ Muhammed Mustafa (SAV)’i sonra amcaları cümlesinden olarak Ebû Talib’i, ondan velâyet madeni, irfan ve dirayet mahzeni, halifelik işiyle kâim, Allah’ın galip arslanı, mü’minlerin emîri, muhakkikler imamı Ali el-Veliyy’i, sonra zevcesi büyük şefaatle bütün halkın melcei (sığınağı), livâu’l-hamd sancağının ve makam-ı mahmudun sahibi efendimiz Ebu’l-Kâsım Ahmed el-Mahmûd (SAV)’in kızları Fâtımatu’z-Zehrâ’yı,
ondan iki imam Hasan ve Hüseyin’i,
İmam Hüseyin’den İmam Zeyne’l-Abidin’i,
ondan İmam_ı Muhammed Bâkır’ı (AS),
ondan İmam-ı Cafer es-Sâdık’ı (AS),
ondan İmam-ı Musa el-Kâzım’ı (AS),
ondan es-Seyyid Ebu’l-Kâsım’ı,
ondan es-Seyyid Hasan’ı,
ondan es-Seyyid Muhammed’i,
ondan es-Seyyid Abbas’ı,
ondan es-Seyyid Hâris’i,
ondan es-Seyyid Tâhir’i,
ondan es-Seyyid Zerba’ı
ondan es-Seyyid Tağleb’i
ondan es-Seyyid Ebû Talib’i
ondan es-Seyyid Ali’yi
ondan es-Seyyid Hasan’ı
ondan es-Seyyid Muhammed’i
ondan es-Seyyid Abdullah’ı
ondan es-Seyyid Cemâluddin’i
ondan es-Seyyid Şerefuddin’i
ondan es-Seyyid Tağleb’i
ondan es-Seyyid Ebû Talib’i
ondan es-Seyyid Alâuddin’i
ondan es-Seyyid Hüseyin’i
ondan es-Seyyid Muhammed’i
ondan es-Seyyid Abdullah’ı
ondan es-Seyyid Şerefuddin’i
ondan es-Seyyid Muhammed’i
ondan es-Seyyid Şemsuddin’i
ondan es-Seyyid Alâuddevle’yi
ondan es-Seyyid Şâh’ı
ondan Kele Akay lakabıyla anılan Hz. Ali’ye ait sırların sahibi es-Seyyid Muhammaed’i
ondan es-Seyyid Mahmûd’u
ondan es-Seyyid Muhammed’i
ondan es-Seyyid Alâuddin’i
ondan es-Seyyid Mirza’yı
ondan es-Seyyid Ramazan’ı
ondan es-Seyyid Mahmûd’u
ondan es-Seyyid İlyas’ı
ondan es-Seyyid Ali Asker’i
ondan es-Seyyid Emîr Ahmed’i
ondan es-Seyyid Emîr Hamza’yı
ondan es-Seyyid Muhammed’i
ve oğlu es-Seyyid İlyas es-Seyyid Ramazan’ı onun oğlu Ramazan es-Seyyid Muharrem’i
ve oğlu Ramazan es-Seyyid Muharrem’i ve oğlu es-Seyyid Muharrem, es-Seyyid Selman’ı ve kardeşi es-Seyyid Ramazan, Seyyid Abdurrahman’ı, oğlu es-Seyyid Abdurrahman, es-Seyyid İlyas ve es-Seyyid Abdusselâm’ı halketti.
Ali Asker’in oğulları es-Seyyid Mahmud’u ve es-Seyyid Ahmed’i ve es-Seyyid Mahmud’un oğulları es-Seyyid Ağa ve es-Seyyid Abdülvehhab’ı ve es-Seyyid Rıdvan’ı; Seyyid Ahmed’in oğulları es-Seyyid Muhammed Fazıl ve es-Seyyid Hâbil ve es-Seyyid Mes’ud (Ma’bud) ve es-Seyyid Zekeriyyâ’yı halketti.
Sonra bil ki bu eski şecerede bu büyük silsileye büyük seyyidler ve büyük eşraf –rahmet, mağfiret, ruh, rahat ve rıdvan onlarla olsun- şahit oldular.
Bu şecereyi onlardan Seyyid Ali el-Hüseynî oğlu es-Seyyid İdris aldı. Onlardan es-Seyyid Ali el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Ali aldı. Onlardan es-Seyyid Abbas el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Hasan aldı. Onlardan es-Seyyid Kemalüddin el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Gıyâsuddin aldı. Onlardan es-Seyyid Muhammed el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Ahmed aldı. Onlardan es-Seyyid Mehdî el-Hüseynî oğlu Şefî’ aldı. Onlardan es-Seyyid Ali el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Ali aldı. Onlardan es-Seyyid Zeynuddin oğlu es-Seyyid Tahir aldı. Onlardan es-Seyyid Nizamuddin oğlu es-Seyyid Nâsırüddin aldı. Onlardan es-Seyyid Nâmuddin el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Ebu’l-Kâsım aldı. Onlardan es-Seyyid Kıtâî el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Ali aldı. Onlardan es-Seyyid Şemsuddin el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Kâsım aldı. Onlardan es-Seyyid Yahya el-Hüseynî oğlu Ebu’l-Hasanî aldı. Onlardan es-Seyyid Hâris el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Muhammed aldı. Onlardan es-Seyyid Yahya el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Nâsıruddin aldı. Onlardan es-Seyyid Nizamuddin oğlu es-Seyyid İzzuddin aldı. Onlardan Şemsuddin oğlu es-Seyyid Eşref aldı. Onlardan es-Seyyid Sa’duddin oğlu es-Seyyid Fahruddin aldı. Onlardan es-Seyyid Celâluddin el-Hüseynî aldı. Onlardan es-Seyyid Yahya el-Hüseynî oğlu es-Seyyid Ebu’l-Hasan ve büyük seyyidler adaletli müslümanlar aldılar.